atatürkün bilime verdigi önem / Mustafa Kemal Atatürk/Bilim - Vikisöz

Atatürkün Bilime Verdigi Önem

atatürkün bilime verdigi önem

Title
Atatürk’ün Bilime Verdiği Önem : Bilimi ve Bilimsel Düşünceyi Hayatta Rehber Edinmesi
Atatürk’s Care on Science : Science and Science Thinking of Acquiring Directory

Author
Ali Rıza Erdem

Journal
Belgi Dergisi : Pamukkale Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi

Volume
Yaz 2014, Volume 1, Issue 8, p. 1033-1046

Keywords
Atatürk ; bilim ; bilimsel düşünce ; bilimsel liderlik ; çağdaş uygarlık
Atatürk ; science ; science thinking ; scientific leadership ; contemporary civilization

Abstract
Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk, Türk Milletine hedef olarak gösterdiği “çağdaş uygarlık seviyesinin de üstüne çıkmak” için izlenecek yolun “ilim ve fen” olduğunu hep vurgulamıştır. Bu çalışmanın amacı, ilgili alanyazın irdelenerek “Atatürk’ün bilime verdiği önem” in kritiğini yapmaktır. Atatürk’ün bilime verdiği önemin irdelenmesinin, toplumdaki bireylerin dikkatinin konuya çekilmesi ve konu hakkında farkındalıklarının artırılması açısından katkı sağlaması beklenmektedir.

Total Views (Browse): 180 - IP: 62.89.30.2
ID:
Visitors:

Atatürk´ün Bilim ve Bilim Adamına Verdiği Önemi Anlatan Sözleri

 

=> Bilim gerçeği bilmektir.

 

=> Her işin esas hedefine kısa ve kestirme yoldan varmak arzu edilmekle beraber yolun kabul edilebilir; mantıki ve özellikle ilmi olması şarttır.

 

=> Ben askerî deha filân bilmiyorum. Herhangi bir zorluk önünde kaldığım zaman benim yaptığım iş şudur: Vaziyeti iyice tespit etmek sonra bu vaziyet karşısında alınacak tedbirin ne olduğuna karar vermek.

 

=> Bütün ilerlemeler insan fikrinin eseridir. Fikri harekete getirmek birinci işimiz olmalıdır. Bir kere millet benliğine hâkim olsun ve düşünebilsin yeter! Başlangıçta hatalı düşünse de az zaman sonra bu hatayı düzeltebilir. Fikir bir kere faaliyete başladı mı her şey yavaş yavaş düzene girer ve düzelir.

 

=> Gözlerimizi kapayıp yalnız yaşadığımızı varsayamayız. Ülkemizi bir çember içine alıp dünya ile ilgilenmeksizin yaşayamayız. Tersine gelişmiş uygarlaşmış bir ulus olarak uygarlık alanının üzerinde yaşayacağız: bu yaşam ancak bilim ve fenle olur. Bilim ve fen nerede ise oradan alacağız ve ulusun her bireyinin kafasına koyacağız. Bilim ve fen için bağ ve koşul yoktur. (1922; S.D. I )

 

=> Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.

 

=> Fikirler anlamsız mantıksız boş sözlerle dolu olursa o fikirler hastalıklıdır Aynı şekilde sosyal hayat akıl ve mantıktan uzak faydasız zararlı ve birtakım inançlar ve geleneklerle dolu olursa felce uğrar. (1922)

 

=> Bizim akıl mantık zekâ ile hareket etmek en belirgin özelliğimizdir. Bütün hayatımızı dolduran olaylar bu gerçeğin delilidirler. (1925)

 

=> İlim ve özellikle sosyal bilimler dalındaki işlerde ben emir vermem. Bu alanda isterim ki beni bilim adamları aydınlatsınlar. Onun için siz kendi ilminize irfanınıza güveniyorsanız bana söyleyiniz sosyal ilimlerin güzel (yapıcı) yönlerini gösteriniz ben takip edeyim.

 

=> Dünyayı istediği gibi kullanan kuvvet fikirler ve bu fikirleri belirleyen ve yayan kimselerdir. Fikrin özelliği de hiçbir itirazın bozamayacağı bir kesinlikle kendi kendisini kabul ettirmektir. Bu da fikrin yavaş yavaş duygular haline gelerek inanca (bilgi yelpazesi.net) dönüşmesiyle mümkündür ve böyle olduktan sonradır ki onu sarsmak için bütün başka mantıkların başka düşüncelerin hükmü olamaz. (1914)

 

=> Evet; ulusumuzun siyasal toplumsal yaşamında ulusumuzun düşünce bakımından eğitiminde de kılavuzumuz bilim ve fen olacaktır. (1922; S.D. II )

 

=> İnsanların hayatına faaliyetine egemen olan kuvvet yaratma icat yeteneğidir. 1930

 

=> Ülkemizin en bayındır en latif en güzel yerlerini üç buçuk yıl kirli ayaklarıyla çiğneyen düşmanı yenen zaferin sırrı nerededir bilir misiniz? Orduların yönetiminde bilim ve fen ilkelerini kılavuz edinmektir. Ulusumuzu yetiştirmek için temel olan okullarımızın yüksekokullarımızın kurulmasında aynı yolu izleyeceğiz.

 

=> Akıl ve mantığın çözümleyemeyeceği mesele yoktur.

 

=> Ülkemiz içinde uygar düşüncelerin çağdaş ilerlemelerin bir an yitirmeksizin yayılması ve gelişmesi gerektir. Bunun için bütün bilim ve fen adamlarının bu konuda çalışmayı bir namus borcu bilmesi gerekir.

 

=> Öğretmenlerimiz ozanlarımız edebiyatçılarımız ulusa bu felaket günlerini ve onun gerçek nedenlerini açık ve kesin olarak yazıp söyleyecekler bu kara günlerin dönmemesi için dünya yüzünde uygar ve çağdaş bir Türkiye'nin varlığını tanımak istemeyenlere onu tanımak zorunda olduğumuzu anımsatacaktır. (1922 / M.E. D.B. )

 

=> Bu dünyada her şey insan kafasından çıkar. Bir insan başının ifade etmeyeceği hiçbir şeyi düşünemiyorum.

 

=> Hiçbir tutarlı kanıta dayanmayan birtakım geleneklerin inanışların korunmasında ısrar eden milletlerin ilerlemesi çok güç olur; belki de hiç olmaz. İlerlemede geleneklerin kayıt ve şartlarını aşamayan milletler hayatı akla ve gerçeklere uygun olarak göremez. Hayat felsefesini geniş bir açıdan gören milletlerin egemenliği ve boyunduruğu altına girmeye mahkûmdur.

 

=> Dünyada her şey için yaşam için başarı için en gerçek yol gösterici bilimdir fendir. Bilim ve fennin dışında yol gösterici aramak aymazlık bilgisizlik doğru yoldan çıkmışlıktır. Yalnız bilimin ve fennin yaşadığımız her dakikadaki evrelerinin gelişimini anlamak ve ilerlemelerini izlemek koşuldur. Bin iki bin binlerce yıl önceki bilim ve fen dilinin çizdiği genel kuralları şu kadar bin yıl önce bugün aynı biçimde uygulamaya kalkışmak elbette bilim ve fennin içinde bulunmak değildir. (1924; S.D. II )

 

=> İnsan vücudu bir kürsüdür; zekâ cevherinin korunduğu yer olan başı üzerinde taşımak için kurulmuş bir kürsü! Çünkü esas zekâdır.

 

=> Ben manevî miras olarak hiç bir ayet hiçbir dogma hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevî mirasım ilim ve akıldır. Benden sonrakiler bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü zorluklar karşısında belki gayelere tamamen eremediğimizi fakat asla taviz vermediğimizi akıl ve ilmi rehber edindiğimizi tasdik edeceklerdir.

 

=> Fikirler zorla ve şiddetle top ve tüfekle asla öldürülemez!

 

=> Allah dünya üzerinde yarattığı bu kadar nimetleri bu kadar güzellikleri insanlar istifade etsin varlık içinde yaşasın diye yaratmıştır ve azamî derecede faydalanabilmek için de bütün yaratıklardan esirgediği zekâyı akıllı insanlara vermiştir. (1923)

 

=> Bilim ve fen nerede ise oradan alacağız ve ulusun her bireyinin kafasına koyacağız.

 

=> Bu millet ve memleket ilme irfana çok muhtaç; tahsil yapmış diploma almış gelmiş olanları korumak kadar doğal ve lüzumlu bir şey olmaktan başka parti eğitim ve öğretim görmek için ilim ve fen almak için Avrupa´ya Amerika´ya ve her tarafa çocuklarımızı göndermeye mecburuz ve göndereceğiz. İlim ve fen ve ihtisas nerede varsa sanat nerede varsa gidip öğrenmeye mecburuz. Bu nedenle artık himaye ok zayıf kalır. Bunun yerine mecburiyet geçerli olur.

 

Gazi Mustafa Kemal Atatürk

 

 

Atatürk'ün bilime verdiği önem: Mustafa Kemal Atatürk'ün bilime verdiği önem nedir?

Aklı ve bilimi her şeyin üzerine tutan, birçok öğrenciyi yurt dışına eğitim almaya gönderen ve yurt dışındaki saygın bilim insanlarını Türkiye’ye davet eden Mustafa Kemal Atatürk, bilimin topluma yayılması adına önemli çalışmalar gerçekleştirmiştir. Atatürk’ün bilime verdiği önem hakkındaki bu içeriğimizi sizler için derledik. İşte, tüm detaylar…

Atatürk’ün Bilime Verdiği Önem

Mustafa Kemal Atatürk, bir toplumun gelişmesi ve çağdaş uygarlıklar seviyesine çıkabilmesi için ilim ve feni temel unsur olarak belirlemiştir. Toplumun her kesimine bilimsel anlayışın yayılmasını isteyen ve ulusa, bilimi rehber etmeleri gerektiğini her fırsatta söylemiş olan Mustafa Kemal Atatürk, bilimsel gerçekler ile dogmalar arasına kesin sınırlar çizmiştir.

Sürekli gelişmeyi ve öncü olmayı temele alan Mustafa Kemal Atatürk, bu dinamik anlayışın gerçeğe dönüşmesinin tek yolunun akıl ve bilim olduğunun bilincinde olan bir liderdir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından hemen sonra gerçekleştirilen inkılaplarda da bu bilimsel bakış açısını merkeze koyan Atatürk, bu yeni devletin hak ettiği yeri en kısa zamanda alması için toplumun tüm kurumlarının modernleşmesini hedeflemiştir.

Eğitim ve öğretimin de bilimsel bir anlayışa sahip olmasını isteyen Mustafa Kemal Atatürk, aynı zamanda Türkçe’nin de bir bilim dili olabilmesi için önemli çalışmalara imza atmıştır. Mustafa Kemal Atatürk’ün bilime bakış açısı ise kendisine ait olan şu söz ile daha iyi anlaşılmaktadır:

“Dünyada her şey için, yaşam için, başarı için en gerçek yol gösterici bilimdir fendir. Bilim ve fennin dışında yol gösterici aramak aymazlık, bilgisizlik, doğru yoldan çıkmışlıktır. Yalnız bilimin ve fennin yaşadığımız her dakikadaki evrelerinin gelişimini anlamak ve ilerlemelerini izlemek koşuldur.”

Mustafa Kemal Atatürk’ün Bilim İle İlgili Yaptığı Çalışmalar

  • 16 Temmuz 1921 tarihinde düzenlenen Maarif (Eğitim) Kongresi başta olmak üzere birçok bilimsel kurultay ve kongre düzenlenmiştir.
  • 1923 yılında düzenlenen İzmir İktisat Kongresi’nde yeni cumhuriyetin iktisadi alandaki hedefleri ve bu hedeflere ulaşmak için uygulanacak politikalar belirlenmiştir.
  • 1924 yılında çıkarılan Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile eğitimde birlik sağlanmış ve eğitimin bilimsel temeli atılmıştır.
  • Toplum tarafından Türkçe’nin okunup yazılabilmesi için Millet Mektepleri açılmıştır.
  • Erkek ve kız sanat meslek okulları açılmış; bu şekilde teknik ve mesleki eğitim yaygınlaştırılmak istenmiştir.
  • Cumhuriyetin ilanından sonra yetenekli ve başarılı öğrenciler yurt dışına eğitim görmeye gönderilmiştir. Yurt dışına gönderilen bu öğrenciler daha sonra gerçekleşecek olan üniversite reformunda etkin bir rol almışlardır.
  • 1933 yılında üniversite reformu başlatılmıştır.
  • 1933 yılında Darülfünun kaldırılmış onun yerine İstanbul Üniversitesi kurulmuştur.
  • Yurt dışında yaşayan ve başarılı olan bilim insanları Türkiye’ye davet edilmiş ve bu insanlar İstanbul Üniversitesi’nde istihdam edilmiştir.
  • 1933 yılında özellikle tarım alanın bilimsel araştırmaların yapılması için Ankara Yüksek Ziraat Enstitüsü açılmıştır.
  • 1935 yılında yer altı kaynak ve madenlerin araştırılması, yerlerinin saptanması için Maden Tetkik Enstitüsü (MTA) kurulmuştur.
  • Yer altı kaynakların ve madenlerin işletilmesi ve sanayinin ihtiyacı olan madenleri, enerjiyi ve her türlü hammaddeyi temin edebilmek için 1935 yılında Etibank kurulmuştur.

BİLİM-TEKNOLOJİ VE ATATÜRK

Bir ülkenin kalkınma düzeyi ülkenin sahip olduğu ve kullanabildiği bilimsel teknik gelişme ile yakından ilgilidir. Teknik gelişmelerin kaynağı bilimsel gelişmelerdir. Teknik buluşlar kesinlikle rastlantıya bağlı değildir. Bilimsel gelişmenin teknik gelişmeyi doğurduktan sonra iktisadî gelişme ve kalkınmanın ortaya çıkabileceği görüşü bilim çevrelerinde yaygın bir kanaat şeklindedir.

Bilim, büyük bir kesimi ile büyük ölçüde, entellektüel kültür, yani sağlam ve güvenilir bilgiye, objektif düşünceye dayanan ve ondan pay alan tefekkür alanı olarak bütün insanlar için ortak olup, bu gibi konulara ilgi duymuş insanların ortak zihinsel çabalarının ürünüdür1.

Bilimsel ilerleme, bilimsel bilgi gelişimi, genel çizgileriyle gelişigüzel bir şekilde gerçekleşmez. Bilimsel bilgideki gelişim süreci ve bu süreçteki zincirleme adımlar her özel konu ya da alanın tabiatına, yapısına, doğmakta olan yeni bilginin iç bünyesinde geçerli olan mantıkî bağların mahiyetine bağlıdır.Bilim sayesinde insanoğlu günlük hayatında değişiklikler yaratabilmektedir. Bilim, toplumların statikleşmeye eğilimli bünyelerine canlılık ve hareketlilik getiren imkânlara sahip bir faktördür.

Teknik ise insan topluluklarına ve bireylerine etkilerini çoğu zaman doğrudan, yani dolambaçlı yollara gitmeden yapabilen güçlü bir faktördür. Bilime dayalı teknoloji insan hayatında olağanüstü öneme sahip bir insan çabası türüdür. Teknoloji bilime dayalı olduğu oranda hareket kabiliyeti kazanmaktadır2.

Konuyu incelerken Türkiye Cumhuriyeti’ne geçiş sürecinde, Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında bilimin durumu öncelikle ele alınmıştır. Daha sonra ise, Atatürk’ün bilime ve teknolojiye yaklaşımı incelenmiştir.

1- Osmanlı Devleti’nin Duraklama ve Çöküş Döneminde Bilim ve Teknik

Onbeş, onaltı ve onyedinci yüzyıllardaki bilimsel çalışmalar Avrupa’yı onsekizinci yüzyılda “aydınlanma dönemine” getirirken, aynı yüzyıllar içinde Osmanlı İmparatorluğu’nda, bunun tam tersi gözlenmiştir. Onyedinci yüzyıldan itibaren, Osmanlı İmparatorluğu ile Avrupa arasında bilim ve teknik yönden oluşmaya başlayan fark veya uçurum gittikçe derinleşmiştir. Bu farklılık, daha onyedinci yüzyılda kendisini hissettirmişse de, onsekizinci yüzyıldan itibaren, devlet tarafından da kabul edilip, bazı yenilik hareketleri için ilk adımlar atılmaya başlanmıştır3.

Akıl çağına giren Batıya, karşı Osmanlı İmparatorluğu’nda geçen şu olay oldukça ilgi çekicidir: Kaptan-ı Derya Hasan Paşa’nın isteği ve Baron de Todd’un teşebbüsü ile bir hendesehane açılır. Bu kurumun açılmasına karşı çıkan bazı hendesecilere Baron de Todd bir üçgenin iç açılarının toplamının kaç olduğunu sorması üzerine onlardan sadece bir kişi cevap verebilmiş ve o da “üçgenine göre değişir” diye cevap vermiştir.

18. Yüzyılın başında Avusturyalılarla yapılan savaşı, Vezir-i Azam Damat Ali Paşa’nın müneccimlerine danışması sonucu kaybettiğimizi ve bir müneccimin yanlış hesaplamalar yaptığı için cezalandırıldığını Osmanlı tarihleri yazmaktadır.

İkinci Mahmut döneminde açılan tıbbiyedeki anatomi derslerine bile karışılıyor, devrin şeyhülislâmı Müslüman cesetlerinden yararlanılmasına izin vermiyordu.

Ondokuzuncu yüzyıl, birçok bakımdan gerek Avrupa’da gerekse Osmanlı İmparatorluğu’nda önemli değişmelerin gözlendiği bir zaman kesiti oluşturmuştur. Bu yüzyılda, onsekizinci yüzyılda vukuu bulunan Fransız İhtilâli’nin de etkisi ile Avrupa ülkelerinde görülen fikir hareketlerinin yanısıra, çeşitli bilim dallarında yapılan çalışmaların tekniğe tatbiki ile teknik alanda da süratli gelişmeler dönemi başlamış oldu. Teknik alanda görülen gelişmeler bilimsel çalışmaları etkilemiş, bilimsel çalışmaların süratlenmesine ve daha ayrıntı kazanmasına, yeni bilim dallarının kurulmasına sebeb olmuştur4.

Aynı dönemde Osmanlı İmparatorluğu’nda onsekizinci yüzyılda başlatılmış olan yenilik hareketleri de devam ettirilmiştir. Bu hareketler Avrupa’daki gibi ülkenin kaderini değiştirir bir mahiyet arz etmemiştir. Çeşitli okullar açılmış ama bu okullar, istenildiği ve beklenildiği kadar verimli olamamışlardır. Bu okulların başarılı olamamalarındaki en Önemli sebeplerden birisi hiç şüphesiz o devirde yani, onsekiz ve özellikle ondokuzuncu yüzyılda görülen siyasî istikrarsızlıkdır5.

2- Atatürk’ün Bilime ve Tekniğe Bakışı

Atatürk’ün ideolojisinde, insan düşünce ve faaliyetlerinin mümkün olan en büyük ölçüde akılcı doğrultuda ve arı bir bilim tabanı üzerine oturtulması gereği, bir temel ilke, bir kültür ana öğesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Atatürk, bu konuya ilişkin sözlerinde medeniyeti göz kamaştırıcı ve olağanüstü dönüşmelere götürebilen fizik ve kimya gibi tabiat bilimleri, yani bilimin fen dallarını vurgulamaktadır. Fakat, insanı ve insan topluluklarını inceleyen bilimlerin de Atatürk’ün bu sözlerinin kapsamı içine girdiği de açık seçik bir biçimde görülmektedir.

Kurtuluş Savaşı’nın sona ermesiyle beraber, geleceğin bilimsel çalışmalarla sağlanacağını ifade eden Atatürk, 1923’de şunları söylemiştir:

“Arkadaşlar, bundan sonra pek mühim zaferlere kavuşacağız. Fakat, bu zaferler, süngü ile değil, iktisat ve ilim zaferleri olacaktır. Ordularımızın şimdiye kadar istihsal ettiği muzafferiyetler, memleketimizi halâs-ı hakikîye sevketmiş sayılmaz. Bu zaferler ancak müstakbel zaferlerimiz için kıymetli bir zemin hazırlamıştır. Muzafferiyât-ı askeriyemizle mağrur olmaya bu yeni ilim ve iktisat zaferlerimize hazırlanalım.”6

Görüleceği üzere, Türk Devleti kurulurken, bilimsel zaferler, önde tutulmuştur.

Bilime ve eğitime verdiği önemi belirtirken “Eğer Cumhurreisi olmasam maarif vekilliğini almak isterdim”7 diyen Atatürk, bütün faaliyetlerinde bilimin yol göstericiliğine başvurmuştur.

Gerçekten de, Osmanlı Devleti’nden devralınan insan gücü, genellikle ihtiyacı karşılayacak niteliklerden yoksun, aynı zamanda fikir ve hareket olarak hazırlıksız durumdaydı. Geleceğin yapıcısı olan işçi ve teknik uzmanları, bilim ve fikir adamlarını yetiştirmek, bir yandan da şartlar ölçüsünde örgütlenerek kalkınma çabalarına girmek o günkü durum içerisinde imkânsız görülüyordu.

Meselâ okul, üniversite, öğretmen, profesör, mühendis, ustabaşı, şoför, makinist yok denecek kadar azdı.8

Atatürkçü sistemde gelişmelerin açık olma zorunluluğu bulunmaktadır. Hangi yönlerde, hangi gelişmelere gidileceği ve öngörülen bu gelişmelerin hangi kriterlere göre tesbit edileceği meselesinde bilimin hakemlik edeceği hususu kabul edilmiştir. Bilim ve teknolojide ileri olmak, her türlü mücadelede başarılı olmanın başlıca şartı olarak görülmüştür. Atatürkçü sistemdeki hareketliliğin yön ve özelliklerinde, nitelik ve niceliklerinde en gerçek yol göstericinin bilim olacağı açıkça ortaya konulmuştur. Bilimsel değişmelerin toplumları nasıl etkilediğini ve değişmeye uymadan Türk milletinin de yaşayamayacağını 30 Ağustos 1924’de Atatürk şu şekilde ifade etmektedir:

“Efendiler, medeniyet yolunda muvaffakiyet yenilenmeye bağlıdır. Sosyal hayatta, iktisadî hayatta, ilim ve fen sahasında muvaffak olmak için yegâne tekâmül ve terakki yolu budur. Medeniyetin buluşlarının, fennin harikalarının, cihanı değişmeden değişmeye sürüklediği bir devirde, asırlık köhne zihniyetlerle, maziperestlikle mevcudiyetin muhafazası mümkün değildir”9.

Türkiye’nin gelecekteki gelişmelerinde bilimin oynayacağı rol konusundaki Atatürk’ün düşüncesi Onuncu Yıl Nutkundaki şu sözlerine yansımıştır.

“Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medenî vasfı ve büyük medenî kabiliyeti, bundan sonraki inkişafıyla, atînin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.”

“Türk milletinin yürümekte olduğu terakkî ve medeniyet yolunda elinde ve kafasında tuttuğu meşale müspet ilimdir.”

“Yurdumuzu dünyanın en mamur ve medenî milletleri seviyesine çıkaracağız, Milletimizi en geniş refah vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız. Millî kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız.” Atatürk’ün felsefesinde temel kural ve gaye çağdaş olmaktır. Bunun da yolu bilim ve teknikten geçer. Bunu ifade ederken O, “Dünyada herşey için, medeniyet için, hayat için, başarı için en gerçek yol gösterici bilimdir, tekniktir” demekteydi10.

Atatürk, Büyük Nutkunda, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasında temel prensip olarak bilim ve tekniğin esas alındığını dile getirmiş, ayrıca, “Milletimizin siyasî, sosyal hayatında, milletimizin fikir terbiyesinde de rehberimiz ilim ve fen olacaktır” demek sureti ile bilim ve teknolojinin kullanılacağı diğer alanları da göstermiştir.

Atatürk’ün inkılâpçılık ilkesini de bu çerçevede ele almak gerekmektedir. Atatürkçü sistemde inkılâpçılık ilkesi, Türk toplumunun milletlerarası yarışmada ve insanoğlunun uygarlık kurma ve onu geliştirme çabalarında ön safta yer alan bir toplum olmasını, bu toplumun bireyleri için mutluluk ve huzur sağlanması yollarını araştıran çok önemli bir ilke konumundadır. Çağdaş bir toplumda, ileri bir medeniyette, insan ihtiyaçlarının karşılanmasında, gerek teşhis ve gerekse tedbir safhasında, bilimin ışığında yürümesi zorunludur.

Bilimin insanı olağanüstü ölçülerde güçlü kılabilen çok önemli bir insan çabası olduğu açık bir gerçektir. İnsan, artan bu gücünü iyi ve yapıcı maksatlarla kullanabileceği gibi, bu gücünden olumsuz ve yıkıcı amaçlarla yararlanmak imkânlarına da sahip olabilir. Bilimin kendisi ahlâk bakımından tarafsızdır ve nötrdür. Bilimin en iyi yollardan insan ve toplum yararına kullanılabilmesi için birtakım erdemlere sahip olması gerekir. Atatürkçü sistemdeki temel ilkeler bu erdemli ortamı elverişli bir biçimde tutmakla büyük ölçüde yararlı olabilirler. Böylece de bilimin insana sağladığı nimetlerden en iyi şekilde faydalanılması yollarının açılması kolaylaşmış olur.

Atatürk’ün eğitime ve bilime verdiği önemin en belirgin işareti, daha Millî Mücadele devam ederken Maarif Kongresi’ni toplamasıyla ispat edilmiştir. 15 Temmuz 1921’de yani Sakarya Savaşı’nın en kızgın zamanlarında Ankara’da toplanan bu kongrede Atatürk şunları söylemiştir:

“Savaş günlerinde dahi dikkat ve itina ile işlenip çizilmiş bir millî terbiye programı vücuda getirmek ve mevcut maarif teşkilâtımızı bugünden yararlı şekilde çalıştıracak ilkeleri açıklamak için çalışmalıyız.”11

Üç yılı aşkın bir süre devam eden bağımsızlık savaşından sonra Atatürk, ülkede bilimsel araştırmaların artmasını, insanların kafalarını hep bu çeşit meşguliyetlere hasretmelerini ister. “Üçbuçuk yıl süren bu mücadeleden sonra, bilim bakımından, eğitim bakımından mücadelemize devam edeceğiz. Fabrikacı olacağız, sanatçı olacağız. Bundan sonra anlayışımızı hep buna verelim.”

1922 tarihinde yaptığı bir diğer konuşmada ise, “Milletimizin siyasal ve sosyal hayatında, milletimizin düşünce eğitiminde yol göstericimiz bilim ve teknik olacaktır. Gözlerimizi kapayıp, tek başımıza yaşadığımızı varsayamayız. Ülkemizi bir çember içine alıp dünya ile ilgisiz yaşayamayız. Bilim ve teknik nerede ise oradan alacağız ve herkesin kafasına koyacağız. Bilim ve teknik için kayıt ve şart yoktur.” demekteydi.12

Atatürk’ün kastettiği bilim ve teknik çağdaş olduğu için Atatürkçülükte bilim ve teknikteki gelişmelerin çok yakından izlenmesi gerekir. Medenî dünya hızla değişmekte ve gelişmektedir. Bu değişiklik ve gelişmelere uymak gereklidir. Uygarlık yolunda başarının gelişme ile mümkün olduğunu kabul eden Atatürk “Hayat ve geçime egemen olan kuralların zaman ile değişme, gelişme ve yenilenmesi zorunludur.” demekteydi.13

Atatürk’e göre cehalet ve taassuptan uzak, ilme ve akılcılığa dayanan uygarlık yolu toplumlar için zorunlu yoldur. Çünkü : “Medeniyet öyle kuvvetli bir ateştir ki, ona ilgisiz kalanları yakar, yok eder. Uygar olmayan insanlar ve toplumlar daima uygar olanların ayakları altında kalmaya mahkûm olacaklardır.”14

Atatürk döneminde Türkiye’de bilimin gelişmesi hususunda, yüksek okulları da içine alan 2252 sayılı yasanın 31 Mayıs 1933’de kabul edilmesi önemli bir adım olmuştur. Bu yasa gereğince eski İstanbul Üniversitesi 31 Haziran 1933 günü kapatılarak, onun yerine 1 Ağustos 1933 tarihinde batı Avrupa örneğine uygun modern bir üniversitenin açılması plânlanmıştır. Bu üniversiteyi, Türkiye’de birçok yeni okulların veya bölümlerin açılması ya da modernize edilmesi takip etmiştir. Meselâ, İstanbul Yüksek Teknik Okulu’nda Mimarlık Bölümü, Ankara’da Tarım ve Veterinerlik Okulu, Devlet Konservatuvarı ve diğer bazı okullar sayılabilir15.

Atatürk’ün gerçekleştirdiği üniversite inkılâbı, gerek fen bilimleri ve gerekse beşerî bilimler alanlarında üniversitelerimizin batı örneklerine uygun araştırma geleneklerine ayak uydurmalarım birinci plânda olmak üzere öngörmekte idi. Tarih ve dil alanlarında, Atatürk, canlandırmak istediği bu akımı Tarih ve Dil Kurumlarını kurmak suretiyle güçlü biçimde destekledi. Ayrıca, İstanbul Üniversitesi’nde temsil edilen kürsü ve enstitülerle bölümlerin sayısını arttırmak ve bunların bilimsel seviyesini yükseltmek, kütüphane, laboratuvar ve diğer araştırma araç ve gereçleri bakımından üniversiteyi zenginleştirmek de şarttır16.

SONUÇ

Atatürk’ün düşüncelerini doğru olarak değerlendiren her araştırmacı ve aydının birleştiği nokta, O’nun bütün fikirlerinde ve uygulamalarında akılcılığa ve bilime büyük bir önem verdiğini tesbit etmesidir. Türk milletini çağdaş medeniyet yolunda en ileri noktaya ulaştırma gayesi içinde olan Atatürk, bu idealin gerçekleştirilmesi yolunda da gerçekçi davranılması gerektiğini belirtmiştir. O’nun gerçekçiliği akılcılığının ayrılmaz bir parçasıydı. İlk yıllarındaki nutuklarında, bilgisizlik, eğitim, maarif millî eğitim, bilim ve öğretmen konusu üzerinde durarak, bunların büyük ve etkin önem ve değerini kavratmak için öğretmenlerin,yetkililerin ve kamuoyunun özellikle dikkatlerini çekmek amacında olduğu anlaşılır. Çünkü, O’nun Türk toplumunda karar ve yetki sahibi olmasından daha 13 yıl öncesine, 1908’e dek bu konuların önemleri devlet yaşamında ve kamuoyunda hiç bilinmemiş, anlaşılmamıştır17.

Atatürk, “hayatta en gerçek yol gösterici bilim” dir diyerek, Türk toplumunu kesin olarak yöneltmeyi istediği yeni Batı medeniyetinin temel niteliği aydınlanma olarak belirlenmiştir. Aydınlanma hayata aklın kılavuzluk etmesi, hayata dayanak olacak değer ve normların akılla bulunması, gelenek-göreneklerin aklın eleştirisinden geçirilmesi demektir. Bu tutumun sonunda varılan en değerli ürünü de gerçeğin sistemli ve plânlı gözlemleriyle elde edilen bilimdir. Dolayısıyla hayata doğru yolu bilim gösterecektir.18

Medeniyetçilik onun en önemli ilkelerindendir. Her zaman bilimden, uygarlıktan söz etmiş o düzeye yükselmenin ve onlardan yararlanmanın yollarını göstermiştir. Bu tek yol, laik anlayış ve düzen içinde durmadan, yılmadan, dönmeden çalışmaktır. Türk, övün-çalış-güven öğüdü bunun ve Atatürkçülerin parolasıdır.

“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, bilimdir” ifadesi bu ilkelerin Türk ulusuna mal edilmesi ve Atatürkçülüğün felsefî temelinin kesinlikle belirmesini sağlamıştır. Konuşmalarının çoğunda şu ifadelere rastlanmaktadır. “Medeniyet tarikatı Türkiye, şeyhler, dervişler ülkesi olamaz. En doğru, en gerçek tarikat medeniyet tarikatıdır.” Biz medeniyet, bilim ve teknikten kuvvet alıyoruz. Biz, medeniyet ailesi içinde bulunuyoruz. Uygarlığın bütün gereklerini uygulayacağız.

Atatürk’ün bu sözlerindeki, içtenlik ve kararlılık, O’nun bilim ve medeniyetçilikteki kesin inancının kuşku götürmez delilleri, uygulamalarının dayanaklarıdır.19

Türkiye’nin çağdaş bir devlet haline gelmesini önleyen bütün engelleri ortadan kaldıran Atatürk, akıl ve bilim çağına geçmenin tek kurtuluş yolu olduğunu açıkça belirtmiş ve bu konuda ortaya çıkan problemleri doğru bir biçimde teşhis etmiş ve etkili uygulamalarla problemlerin çözümü yolunda önemli mesafeler alınmasını sağlamıştır. Atatürk, bilimi, aklı objektif düşünceyi ve özel olarak tarihten alınacak dersleri, temele koymak suretiyle, Türk milletini kısa bir süre içinde büyük bir değişmeye götürmüş, birçok inkılâbı icraat programı içine alabilmiş, dünyanın hayret dolu gözleri önünde bu büyük başarıya ulaşabilmiştir.

1 Aydın Sayılı, “Atatürk ve Millî Kültürümüzün Temel Unsurlarından Bilim ve Entellektüel Kültür ve Teknoloji”. Millî Kültür Unsurlarımız Üzerine Genel Görüşler, Ankara, 1990, s.80.

2 Aydın Sayılı, a.g.e., s.l 17.

3 Esin Kahya, “Onsekizinci ve Ondokuzuncu Yüzyıllarda Genel Çizgileriyle Osmanlılarda Bilim”, Erdem,  Sayı 3, s.491.

4 Esin Kahya, a.g.e., s.499

5 Esin Kahya, a.g.e., s.505.

6 Akil Aksan, Atatürk Der ki, Ankara, 1981, s.74.

7 Akil Aksan, a.g.e.. s.69.

8 Cihat Akçakayalıoğlu, Atatürk, Komutan, İnkılâpçı ve Devlet Adamı Yönleriyle, Ankara, 1988, s.669.

9 Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri II, Ankara, 1981, s. 181.

10 Yüksel Ülken. “Atatürk’te Eğitim-Bilim ve Teknik Anlayışı”. Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Sayı: 12, Temmuz 1988, s, 551-552.

11 Bülent Daver, “Atatürk ve Sosyo-Politik Sistem Görüşü”, (Çağdaş Düşüncenin Işığında Atatürk.          Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Vakfı Yayınlan). İstanbul, 1986, s.272.

12 Yüksel Ülken, a.g.e., s.554.

13 İsmet Giritli, Atatürkçülük İdeolojisi, Ankara 1988, s.43.

14 ismet Giritli, a.g.e., s.44

15 Klaus-Detlev Grothusen, “1933 Yılından Sonra Alman Bilim Adamlarının Türkiye’ye Göçü-Kemal Atatürk Döneminde Alman-Türk İlişkileri-Belleten, C.XLV/2, Ekim, 1981, Sayı: 180’den ayrıbasım, s.539.

16 Aydın Sayılı, “Atatürk Bilim ve Üniversitesi” Belleten, C, XLV, Sayı: 177 (Ocak 1981)’den ayrıbasım, Ankara, 1981, s.15.

17 M. Rauf İnan, “Eğitim ve Kemalizm (Atatürkçülük)”, Atatürk Devrimleri, I. Milletlerarası Sempozyumu Bildirileri (10-14 Aralık 1973, İstanbul), İstanbul, 1975. s.447.

18 Macit Gökberk, “Aydınlanma Felsefesi Devrimler ve Atatürk”, (Çağda; Düşüncenin Işığında Atatürk, Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Vakfı Yayınları), İstanbul, 1986, s.303-304.

19 Cihat Akçakayalıoğlu, Atatürk Komutan, İnkılapçı ve Devlet Adamı Yönleriyle, Ankara 1982, (Genelkurmay), s. 626-627. 

Doç. Dr. Mustafa Gül

Kaynak: ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 39, Cilt: XIII, Kasım 1997  

nest...

oksabron ne için kullanılır patates yardımı başvurusu adana yüzme ihtisas spor kulübü izmit doğantepe satılık arsa bir örümceğin kaç bacağı vardır